8 Ocak 2014 Çarşamba

BAŞ AĞRISI

Baş ağrısı en yaygın ağrı şeklidir. En çok doktora gitme sebeplerindendir. Baş ağrısının tanısı konup, sebebi  doğru  saptanırsa tedaviye cevap alma şansı yüksektir. Ama tanısı ve tedavisi doğru yapılmamışsa hayat kalitesini düşürüp, ciddi sorunlara hatta komplikasyonlara yol açabilir.
Peki:

Baş ağrısı nedir, kaç çeşittir, sebepleri nelerdir?

Bu hafta bu konular üzerinde durmak istiyorum. Başağrısı baş ya da boyun bölgelerinden başlayan ve değişik bölgelere yayılan ağrı olarak tanımlanır. Etken nedenine bağlı olarak değişik şekilde hissedilir. Hasta tarafından bazen zonklayıcı bazen de basınç  veya kunt ağrı olarak tanımlanabilir.
İnsan beyni ağrıyı hissedemez. Bu nedenle beyni saran zarlar, kafatasını oluşturan kemikler, kaslar, beyin sapından çıkan sinirler ile baş ağrısı algılanır.
Başağrısı genel olarak üç ana gruba ayrılır.
1. Primer baş ağrısı
2. Sekonder baş ağrısı
3. Beyin sapından çıkan sinirlerden kaynaklanan noralji tipi ağrılar
En yaygın baş ağrısı primer baş ağrılarıdır. Bu kategoride olan türler gerilim tipi başağrı, migren ve küme  tipi baş ağrısıdır.


Migren genellikle başın bir tarafını tutan zonklayıcı ağrıdır. Beraberinde ışığa ve gürültüye hassasiyet,  bulantı ve kusma da eşlik edebilir. Hasta genellikle sessiz ve karanlık odada kalıp uyumayı tercih eder.  Bayanlarda daha çok adet  dönemlerinde görülür. Uykusuzluk, aç kalmak, yorgunluk, stress ve aşırı egzersiz tetikleyebilir.
Tedavisi önleyici ve atak giderici ilaçlar olmak üzere iki gruba ayrılır. En çok atak  giderici ilaçlar triptan grubu ilaçlardır. Ayrıca tetikleyici unsurları belirleyip kaçınmak çok önemlidir.


Gerilim tipi baş ağrısı daha çok boyun ve baş bölgesinde hissedilir. Basın etrafında dar bir çember varmış  gibi darlık ve basınç hissedilir. En çok rastlanan baş ağrısıdır. Gelişmiş olan ülkelerde her 20 kişiden  birinde gerilim tipi baş ağrısı vardır.
Genelde çift taraflı olup daha çok şakak ya da kasların üstünde hissedilir. Sebebi bu bölgedeki kasların  stres, yorgunluk veya değişik nedenlerle spazm olmasıdır. Süresi yarım saat ile birkaç gün arasında değişebilse de çok uzun sürmeyip istirahat ve uyku ile hafifler. Migrende görülen mide bulantısı şikayetler arasında yoktur. Ama şiddetlenirse migreni olan kişiler de migreni tetikleyebilir.
Tedavisi daha çok istirahat ve uyku olup masaj, gevşeme ve aerobik egzersizler ve şiddeti fazla ise ağrı kesicilerdir.


Küme tipi baş ağrısı daha çok erkek hastalarda görülen şiddetli başağrısı sendromudur. Ağrı daha çok göz  çevresinde hissedilir. Haftada iki veya daha fazla olup her atak yarım saat ile birkaç saat arası sürer.  Bu  şekilde haftalar hatta aylar boyu devam edip, ataklar yılde bir veya birkaç yılda bir olabilir.  Ağrı sırasında gözde kızarma, sulanma olur. Ağrı sırasında hasta yerinde duramaz, sürekli hareket ederek ağrı hissini azaltmaya çalışır. Küme ağrısı sırasında atak giderici ilaç olarak triptan grubu ilaçlar ile local anesteziler kullanılabilir. Atakları önlemeyen ilaçlar arasında kalsiyum kanal blokerleri, predisone ve lityum kullanılmaktadır.


Sekonder baş ağrılarında altta yatan bir neden vardır. Bu nedenlerden bazıları  sinüzit, beyin içi kanama, menejit, tümör, kafa içi basınç artması, kafa travaması, kontrol edilemeyen yüksek tansiyon, uyku apnesidir.
Sekonder baş ağrısı genelde aniden ortaya çıkar, istirahat ve ilaçlara cevap vermez ve şiddeti zamanla  artar. Genelde basın hep aynı kısmı ağrır. Başağrısı ile birlikte vücudun bir kısmında uyuşma, güç kaybı, görme bozukluğu şikayetleri de olabilir. Başağrısının şiddeti zamanla artar.  Gerekli tetkikler ve tedavi zamanında yapılmazsa ölümcül olabilirler.


Nöroloji tarzı baş ağrısı olarak en çok tanımlanan trijeminal sınır ve oksipital sınır nöroljileridir. Trijeminal sınır nöroljisi ataklar halinde gelen yüzü bir kısmını tutan şiddetli ağrı sendromudur. Çoğu hasta bu ağrıyı şiddetli elektrik şoku gibi tarif eder. Genelde çiğneme ve yutma sırasında tetiklenir. Her atak bir kaç saniye veya birkaç dakika sürüp uzun süreli zaman dilimlerinde tekrarlayabilir. Bu ağrının tedavisi için önleyici ilaçlar kullanılmalıdır.  Önleyici tedavi olarak gabapentin ve amitriptilin en yaygın olarak kullanılan ilaçlardır.
Oksipital nörolji daha çok basın arka kısmında başlayan ve öne doğru ilerleyebilen aralıklı tekrarlayan bazen şiddetli olabilen kronik ağrı sendromudur. Migreni tetikler. Bu nedenle tedavisi önemlidir. Ortopedik yastık kullanımı, ilaç tedavisi, masaj ile tedavi edilebilir. Tedaviye yanıt alınamayan durumlarda oksipital sınır bloke edici lokal anestezi injeksiyonları da faydalı olabilir. Ayrıca altta yatan boyun bögesinden kaynaklanan eklem ve omurilik sorunlarının tetkiki tedaviye yanıt vermeyen vakalarda yapılmalıdır

ALZHEİMER HASTALIĞI

Unutkanlık hepimizin zaman zaman yaşadığı bir sorundur. Fakat, unuttuklarımızı hatırlamamız uzun sürmez. Çoğu stresli iş ortamı, yorgunluk gibi faktörlerden kaynaklanır. Bunlar basit unutkanlıklardır. Günlük yaşamımızı etkileyen bir problem değildir.
Alzheimer, yaş ilerledikçe unutkanlıkla ortaya çıkan, hafıza, konuşma gibi durumlarda sorunlar yaşanan, günlük yaşamın gerektirdiklerini uygulayamama gibi problemlere yol açan bir hastalıktır.
Geri dönüşümü olmayan ve ilerleyen bir hastalık olan alzheimer, halk arasında bunama olarak bilinir. Beynin fonksiyonlarında bozukluk vardır. Hastanın düşünmesinde sorun ortaya çıkar. Alzheimer, ciddi bir hastalıktır. Belirtiler görüldükten 7-8 yıl sonra ölüme yol açabilmektedir.

ALZHEİMER HASTALIĞI KİMLERDE, NE KADAR SIKLIKLA GÖRÜLÜR?

Alzheimer, sıklıkla 65 yaşın üzerindeki kişilerde görülür. Hem kadın hem de erkekte görülen bu hastalığın, kadınlarda biraz daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Yapılan araştırmalar, 65 yaşın üstündeki, ortalama her 15 kişiden birinde bu hastalığın görüldüğünü ortaya koymuştur. 80-85 yaşın üzerindeki, her iki kişiden birinde alzheimer görülmektedir.
Ayrıca bu hastalık sadece 65 yaşın üzerinde değil, kırk ve ellili yaşlarda da ortaya çıkmaktadır. Fakat diğer yaşlara göre sık karşılaşılan bir durum değildir.
Dünyada 20 milyondan fazla alzheimer hastası vardır. Bu hastaların yaklaşık 300 bini ülkemizdedir. Bu hastaların sayısı, gün geçtikçe artmaktadır. Çünkü dünyada insan ömrü uzamakta ve yaşlı insan sayısı artmaktadır.

ALZHEİMER HASTALIĞININ NEDENLERİ VE HASTALIĞIN SEYRİ

Alzheimer hastalığının nedenleri arasında kalıtsal faktörler, beyinde protein birikimi, beyin hücrelerinin ölümü, sinirsel iletimin bozulması, çeşitli zehirli maddeler yer almaktadır. Ayrıca yaş ilerledikçe, alzheimerın görülme ihtimali artar. Fakat hastalığın kesin nedeni henüz bilinmiyor.
Hastaların sadece yüzde 10’unda ailede alzheimer varlığı tespit edilmiştir. Bu yüzden, bu hastalık sadece tek bir kalıtsal faktöre bağlı değildir.
Alzheimer, yavaş ilerleyen ve sinsi bir hastalıktır. Beyindeki sinir hücreleri yok olmaya başlamıştır. Önceleri kısa süreli unutkanlıklar şeklinde ortaya çıkar. Örneğin, hasta bir gün önce ne yaptığını, ne yediğini hatırlayamaz. Hastalık ilerledikçe, kişinin günlük işleri aksamaya başlar. Sorduğu bir şeyi tekrar sorar, yakınlarını tanıyamaz hale gelir. Bu durumda kişinin psikolojisi bozulur. Psikolojisi bozulan hasta, içine kapanık bir hale gelir. Konuşma, yürüme, tuvalete gitme gibi ihtiyaçlarını karşılayamaz ve yatağa mahkum bir yaşam sürmeye başlar. Yani hem fiziksel hem zihinsel problemler vardır.
İlerlemiş alzheimer hastalığı, hastaların ailesi için de bir yüktür. Hastanın bütün bakımı aile tarafından yapılmak zorundadır.

ALZHEİMER HASTALIĞININ BELİRTİLERİ

Alzheimer hastalığının, temel olarak 10 tane belirtisi olduğu kabul edilmektedir. Bu belirtilerden bir ya da birkaçının bulunması alzheimer belirtisi olabilir.
  • günlük yaşamı etkileyecek kadar unutkan olma (kişilerin adlarını, olayları hatırlayamama),
  • gündelik işleri yapamama (yemek yapmak gibi),
  • kelimeleri bulurken zorlanmak,
  • tarihleri ve bilinen yolları hatırlayamama,
  • çok basit konularda bile karar vermede güçlük çekme,
  • hesap yapamama, pratik düşünmede zorluk çekme,
  • eşyaların yerlerini karıştırmak (koyarken başka yere koymak),
  • davranışlarda ve ruh halinde değişiklik,
  • karakter özelliklerinin değişmesi, insanları suçlama,
  • sorumluluk sahibi olmaktan kaçmak alzheimerın belirtileridir.

ALZHEİMER HASTALIĞI TANISI NASIL KONUR?

Öncelikle yukarıdaki belirtilerden bazıları sizde varsa bir psikolog ya da sinir hastalıkları uzmanına başvurmanız gerekir.
Çekilen beyin filmi, yapılan kan tahlilleri ve laboratuvar tetkikleri ile alzheimer hastalığı diğer hastalıklardan ayırt edilmeye çalışılır. Çünkü her unutkanlık, bu hastalığın belirtisi değildir. Bu şekilde hastalığın kesin tanısı konur.

ALZHEİMER TEDAVİSİ

Hastalığın kesin tedavisi yoktur. Yani yapılan tedaviyle, hastalık tamamen ortadan kaldırılamaz. Öncelikle şunun bilinmesi gerekir; bu hastalığın tedavisinde erken tanı çok önemlidir.
Yapılan tedaviyle, hastalığın ilerlemesi yavaşlatılır ve hastalığın semptomları azaltılır. Amaç, hastanın yaşam kalitesini arttırmaktır. Ayrıca, ortaya çıkan psikolojik problemlerle başa çıkabilmek için de çeşitli ilaçlar (antidepresan gibi) kullanılır. Fakat bu ilaçlar doktor kontrolünde alınmazsa daha kötü sorunlara yol açabilir.
Gün geçtikçe, alzheimer hakkında daha fazla bilgi sahibi oluyor ve daha fazla ilaçlarla karşılaşıyoruz. Yapılan çalışmalar, hastalığın tedavisinde büyük adımlar atılacağını göstermektedir.

ALZHEİMER HASTASI VE YAKINLARININ BİLMESİ GEREKENLER

  • Öncelikle hastanın kendisine, cesaret ve güven duygusunu aşılamak gerekir. Hastaya her zaman yardım edilmeli ve bu yardımın hastaya kabul ettirilmesi gerekir.
  • Hastanın hislerini paylaşmak gerekir. Gerekirse hasta, doktora nasıl bir durumda olduğunu anlatmalı ve bu yönde de tedavi uygulanmalıdır.
  • Yapılacak işler için bir kağıda notlar alınmalıdır. Aynı şey, eşyaların yerini bulmak için de yapılmalıdır.
  • Alzheimer hastalarının araba sürmesi tehlikelidir. Bu yüzden bir kişinin, hastaya eşlik etmesi (şoför olarak) gerekir.
  • Hastanın sağlığına ve beslenmesine dikkat edilmelidir.
  • Hasta hobilerini kısıtlamamalıdır. Önceden yaptıklarını, yapmaya devam etmelidir. Fakat artık çalışmayı bırakması gerekir.
  • Hastalık ilerlemeden, hastanın ilerideki bakım durumu görüşülmelidir.
  • Alzheimer, sadece kişinin kendisine değil, ailesine de maddi ve manevi yük getirdiğinden, bu hastalıkla yaşamaya alışmak ve başedebilmek için destek almak gerekir.

VERTİGO

Vertigo, Latince  ‘dönmek’  fiilinden türemiş, kabaca baş dönmesi ve hareket duygusunun yitirilmesi anlamına gelmektedir. Vertigo bir hastalık değil, altta yatan bir hastalığın belirtisidir. Toplumda çok sık görülür. Hafif baş dönmesi ve dengesizlik hissinden, çok şiddetli, hastayı yataktan kalkamaz hale getirebilecek kadar çok geniş bir klinik görüntüsü olabilir. Hasta sarhoşluk hissi duyabilir, sabit duramama ve bayılacakmış hissine kapılabilir. Bu duygular hastada çaresizliğe, uzun vadede korku ve depresyona neden olur. Vertigo önem verilmesi gereken bir durumdur. Acil bir şekilde hekime başvurulması gerekir. Böyle bir durumda Kulak-Burun-Boğaz hastalıkları veya Nöroloji uzmanına gidilmelidir.

NEDENLERİ
Vücudun dengesinin sağlanmasında aşağıdaki üç sistem rol oynar:
1.    İç kulaktaki denge sistemi
2.    Görmeyle sağlanan denge
3.    Kas-İskelet sistemiyle sağlanan denge
Şimdi bu üç sistemin ne olduğuna kısaca göz atalım:
1.    İç kulaktaki denge sistemi: İç kulakta bulunan üç adet yarım daire kanalları ve bunların uçlarında bulunan iki küçük torbadan oluşur. Yarım daire kanallarının içinde de bir sıvı bulunur. Başımızın en ufak bir hareketiyle bile bu yarım daire kanalları da hareket eder. Hızla giden ve hızla yön değiştiren bir aracın içindeki ters yöne savrulan yolcu misali bu kanalların içindeki sıvı da tam tersi yönde hareket eder. Buradaki duyu hücreleri bu hareketle değişen sıvı basıncını algılar ve sinirsel bir uyarı oluşturur. Bu uyarılar beyne ve beyinciğe gider. Buradaki bir takım işlevden sonra da denge sağlanır.
2.     Görmeyle sağlanan denge: Gözden başlayıp beyindeki görme merkezine kadar uzanan ve aralardaki bir dizi sinirsel yoldan oluşan, görme yoluyla dengenin sağlanmasına yardımcı olan sistemdir.
3.    Kas-iskelet sistemiyle sağlanan denge: Kas, eklem ve tendonlarda bulunan özelleşmiş reseptörler ve bu reseptörlerin oluşturduğu sinirsel uyarıyı merkezi sinir sistemine ileten sinir yollarından oluşur. Bu reseptörler vücudun uzaydaki konumunu algılar. Dengenin sağlanabilmesi için hangi kasın ne kadar kasılması ve hangi eklemin hangi hareketi yapması gerektiğini belirler.
Bu üç sistemden herhangi birinin bozulması sebebiyle vertigo görülebilir.





EN SIK GÖRÜLEN VERTİGOYA SEBEP OLAN HASTALIKLAR

1.    Baş Pozisyonuna Bağlı Vertigo: Belli baş pozisyonlarında kendini gösteren ani baş dönmesi durumudur. Toplumda yüz binde on yedi oranında görülür. Baş dönmesi çok kısa sürer. Baş dönmesiyle birlikte anormal göz hareketleri görülür. Göz küreleri istemsiz bir şekilde hareket eder. Bu hareket ritmik bir harekettir. İşitme normaldir, çınlama ve ek şikâyet bulunmaz. Tedavisinde yüzde doksanlara varan başarı oranına sahip Epley manevrası yapılır. Bu manevra birer hafta arayla uygulanır ve her seans sonrasında hastaya başını 48 saat boyunca öne ve arkaya eğmesi kesinlikle yasaklanır. Atakların tekrarlaması halinde bu manevra tekrar uygulanır.   Epley manevrası şu şekilde yapılır: Hasta baş ve boynu boşlukta kalacak şekilde düz bir zemine yatırılır. Baş ve boyun uygulayıcı tarafından kontrol edilecek şekilde önce hastalıktan etkilenmiş tarafa 45 derece çevrilir. Bu pozisyonda 20 saniye beklenir. Gözdeki anormal hareketler gözlenir. Daha sonra başın 90 derece diğer tarafa yani sağlam olan tarafa döndürülmesiyle beraber vücudun da o tarafa dönmesi sağlanır. Hasta bu şekilde 20 saniye daha yatar ve en sonunda yavaş hareketlerle doğrulur ve oturur.
2.    İç Kulak Tansiyonu (Menier Hastalığı): Daha önce yukarıda belirttiğimiz yarım daire kanallarının içindeki sıvının artışına bağlı iç kulak tansiyonudur. Nedeni kesin olarak bilinememektedir. Ancak aşırı tuz tüketimi, stres, gebelik ve menopoz gibi çeşitli tetikleyici faktörler saptanmıştır. Herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Ancak en sık 40-60 yaş arası kişilerde görülür. Hastalık genelde tek kulakta olur. Ancak dört hastadan birinde çift taraflı görülür. Sıklıkla kusmanın eşlik ettiği baş dönmeleri ve genellikle baş dönmesinden önce başlayan kulakta çınlama, kulakta dolgunluk hissi, işitme kaybı bu hastalığının en önemli belirti ve bulgularıdır. Tanısı hastanın şikâyetlerine, işitme testi ve denge testleriyle koyulur. Bu hastalığın kesin, tam iyileşme sağlayan tedavisi yoktur. Atakları sayısını azaltmak veya daha hafif seyretmesini sağlamak amaçlı tetikleyici faktörler ortadan kaldırılabilir. Buna ek olarak ilaç tedavisi ve iyileşmeyen olgularda cerrahi tedavi düşünülebilir.

3.    Kalp-Damar Hastalıkları (örn: yüksek tansiyon)
4.    Santral Sinir Sistemi Hastalıkları
5.    İç kulaktan Başın Pozisyonunu Beyne İleten Sinirin İltihabı
6.    Orta kulak ve iç kulak arasındaki anormal bağlantılar
7.    Orta Kulak İltihabı
8.    İç kulaktan Başın Pozisyonunu Beyne İleten Sinirde Tümör: Genelde iyi huylu olurlar.
9.    Kulağa toksik ilaçlar
10.    Yaşlılığa Bağlı Vertigo
11.    Migren İlişkili Vertigo
12.    Boyun Kireçlenmeleri ve Boyun Fıtığı
13.    Psikiyatrik Nedenler
TANISI
Hasta hekime başvurduğunda, hekim hastadan aldığı bilgiler doğrultusunda hastayı muayene eder ve bu bilgiler ışığında bazı testler yapar. Hekimin hangi testleri yapacağı hastanın yaşına, cinsiyetine, vertigonun zamanlamasına, süresine, tipine ve ek şikâyetlerin, hastalıkların bulunup bulunmamasına göre değişir. Hekim kulak muayenesi ve nörolojik muayene yaparak sorunun kulakta mı yoksa beyinde mi olduğu ile ilgili fikir edinmeye çalışır. (Buna ek olarak hastanın tansiyonu da ölçülür. Zira yukarıda belirttiğimiz gibi baş dönmesinin nedeni yüksek tansiyon da olabilir.) Hekim kulak ile ilgili bir sorun düşünüyorsa işitme testi ve iç kulakla ilgili denge testi yapar. Eğer nörolojik muayenede bir anormallik saptarsa sinir sisteminde olabilecek bir sorunu düşünür ve EEG, Bilgisayarlı Tomografi veya MR çekilir, ya da hekim bir kalp-damar problemi düşünüyorsa EKG ve Ekokardiyografi yapılır. Tüm bu işlemlere rağmen tanı konulamazsa KBB ve Nöroloji uzmanı dışında hastaya Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanına ya da bir psikiyatri uzmanına başvurması önerilir.


TEDAVİSİ
Vertigonun tedavisi sebebine yönelik yapılır. Ancak genelde sebebi bulunamadığından genel bir tedavi uygulanır. Bu tedavi şu şekildedir:
1.    Tetikleyici faktörlerin ortadan kaldırılması (stres, alkol, sigara, kafein, tuz)
2.    Tetikleyici pozisyondan kaçınılması
3.    İlaç tedavisi
4.    Cerrahi tedavi

HORLAMA

Horlama uyku sırasında üst solunum yolunu oluşturan burun, yumuşak damak, küçük dil ve dil kökü gibi yapıların birlikte ya da ayrı ayrı darlıklarından kaynaklanan tatsız, rahatsız edici bir gürültü olarak tanımlanabilir. Horlama çoğu zaman çevreyi rahatsız edici bir gürültü olarak algılanır, ancak kimi zaman da kişinin kendi sağlığını tehdit edici bir hastalığın belirtisi olabilir.
Horlamanın bir hastalık olduğunu kabul etmek, tedavi ve çözüm yollarını aramak için atılacak olan ilk adımdır. Genelde horlayan kişi kendi horlamasından rahatsız olmadığı için doktora tek başına, kendi rızasıyla başvurmaz. Horlayan kişi kötü bir uyku arkadaşı olduğundan horlayan hastalar, genellikle eşleri, birlikte iş gezilerine gidip aynı odayı paylaşmak zorunda oldukları arkadaşları ve hatta komşuları tarafından doktora götürülürler. Konunun bu yönünü ele alırsak horlama kişinin kendi sağlığını ve yaşamını riske eden bir haslatık olduğu kadar sosyal olarak da bir hastalıktır.
Horlama konusundaki en önemli ayrım horlamanın ne zaman Sağlık problemine yol açtığının tesbitidir. Eğer uyku sırasında horlayan kişinin nefes durmaları oluyorsa ve bu soluksuz kalınan süre 10 saniyeden fazla ise bu durum da uyku apnes denilen ciddi sonuçlar doğurabilecek bir hastalıktan söz etmeyi gerektirebilir.
Tıkayıcı uyku apnesi
Horlama sırasında yumşak damak ve küçük dilin veya beraberinde dilin geriye kaçıp soluğu 10 saniyeden daha fazla tıkamasına, tıkayıcı tipte uyku apnesi denir. Bu nefes alamama süresinde kandaki Oksijen Basıncı düşer ve kalp kanı daha çok pompalamak zorunda kalır. Sonuç olarak kalbin yükü artmış olduğundan bir süre sonra kalp ritmi bozulurken, yıllar içinde yüksek tansiyon ve kalp büyümesi meydana gelir. Kişi uyku sırasında tüm bunlar olup biterken uykusunun çok kısa bir döneminde derin uyku fazına geçebilir. Gerçek dinlenme ise sadece derin uyku fazında mümkün olduğundan, dinlenmeden geçen gecenin gündüzü uykulu, yorgun ve verimsiz olur. Gündüz her fırsatta uyuklamalar göülür. Bu tip kişiler genellikle öğle aralarında oturur pozisyonda uyuklarlar.
Özellikle konsantrasyon güçlüğü olacağından, dikkat gerektiren işler yaparken uyuklamalar olabilir ve Araba kullanırken kaza yapma riskleri de oldukça artar. Bundan da anlaşılacağı gibi horlama ve uyku-apne hastalığı sadece kişinin kendisini ve uyku arkadaşlarını değil toplumun diğer kişileri için de gizli riskler içeren bir hastalıktır. Sabahları baş ağrısı ile yorgun uyanmak, gece uykusu sırasında terlemek ve cinsel istekte ve güçte azalma, tansiyon ve kalp problerimleri ile son zamanlarda dalgınlıktan dolayı sık trafik kazası yapmak hastalığın sık göülen belirtileri arasında yer alır. Uyku-apnesi hastalığının ileri evrelerinde uykuda ani ölümler göülebilmektedir.
Tıkayıcı uyku apnesinin teşhisi
Bu tip hastları teşhis edebilmek için şikayetlerin tam neler olduğunu tesbit etmek amaçlı bir test uygulanır.
Horlama ve Uyku-apnesi hastalarında en sık rastlanan şikayetler :
- Gece yüksek sesle horlam ve nefes durmalarının eşlik etmesi,
- Sabah baş ağrısıyla uyanma,
- Uyandığında kendini yorgun hissetme,
- Uykuda terleme ve aniden soluksuz kalıp uyanmalar,
- Gündüz uyuklamalar,
- Gündüz dalgınlık, konsantrasyon güçlüğü,
- Sık iş ve trafik kazası,
- Azalmış cinsel istek ve güç kaybı,
- Yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları.
Tabi burada kişinin kilosu, yaşam tarzı (sportif ya da değil), beslenme alışkanlıkları, Alkol kullanıp kullanmadığı son derece önemlidir. Tanı koymak için en önemli basamak ayrıntılı ve tam kulak burun muayenesi yapılmalıdır. Tüm bunlar değerlendirildikten sonra uyku laboratuarları adı verilen ve hastaların bir gece Otel ortamı gibi konuk edildiği; uyku sırasında çeşitli parametrelerin ölçüldüğü uyku testi yapılır. Uyku laboratuarı sonuçlarına göe kişinin horlamasının yaşamı için bir tehdit oluşturup oluşturmadığı anlaşılabilir ve tedavinin planlanması için bir takım değerlerden yararlanılır.
Tıkayıcı uyku apnesinin tedavisi
Tedavi kilolu bir hastada basit bir diyetten, ileri cerrahi müdahalelere kadar geniş bir yelpaze içerir. FDA’nın onay verdiği 300 e yakın Patentli horlama tedavisinde kullanılan cihaz ve ilaç mevcut olup bunların bir kısmı gerçekten etki göstermektedir. Ancak çoğu zaman bu yöntemler horlamayı engellemekle birlikte kişiye rahat bir uyku sağlayamamaktadır.
Aşırı horlayan hastalarda gürültü ile çalışıp kişiyi uyandıran ve böylece horlama sesinden uyku arkadaşlarını kurtaran cihazlar bile üretilmiş, ancak bunların hepsi horlama hastasını daha da uykusuz bırakmaktan öteye geçmemiştir. En basit tedavi yöntemi pijamanın arkasına bir cep dikip içine bir tenis topu yerleştirmek olarak tanımlanabilir. Böylece kişi sırt üstü yatamayacak ya sağına ya da soluna döneceği için horlaması eğer pozisyonel horlama ise fayda sağlanacaktır. İleri derece hastalar için uygulanan tedavi planından önce basit horlaması olan erişkin hastalara önerilerden bahsedecek olursak :
- Sportif bir yaşam biçimi seçmeli ve bu sayede kas tonusu arttırılmalı,
- Uyku ilaçları, sakinleştirici ilaçlar ve antihistaminik denilen uyku getirici özelliği olan allerji ilaçları uykudan önce alınmamalı,
- Uykudan 4 Saat önce alkol alınmamalı,
- Uykudan 3 saat önce aşırı yemek yememeli,
- Aşırı yorgunluktan sakınılmalı,
- Uykuda sırtüstü yatmak yerine yana yatmak tercih edilmeli,
- Evde horlamayan kişilere önce uyuması için süre tanınmalı.
Tabi ki bu önlemler hafif horlaması olan ve pozisyona bağlı horlaması olan kişiler için geçerli olup daha ağır horlaması olan ve yukarıda tarifini yaptığımız uyku-apne hastalığı olan hastaların tedavisi için daha ileri tedavi yöntemlerine ihtiyaç vardır. Horlama tedavisi şüphesiz tanıya dayanır. Bu, burun allerjisi, burunda oluşan kemik ya da kıkırdak eğrilikleri, burunda tıkanıklığa yol açan et büyümeleri ya da mevcut bir enfeksiyonun (sinüzit gibi) tedavisi gibi ilaç tedavisi ya da burun cerrahi girişimleri içerebilir. Bunun yanında sorunun yumşak damak, küçük dil kökünde geriye kaçma gibi daha aşağı seviyede olduğu tespit edilmiş olan hastalarda başka bir takım cerrahi müdahaleler düşünülebilir. Horlama hastasına Ameliyat kararı verirken uyku laboratuarından elde edilen sonuçlar değerlendirilerek çok ileri derecede uyku-apne hastaları cerrahi müdahaleye alınmazlar.
Genel durumu Ameliyata uygun olmayan, başka bir hastalığından dolayı ameliyat olamayan ya da cerrahiden fayda göemeyecek kadar ileri hastalarda CPAP denilen Pozitif basınçlı bir ağız-burun maskesi kullanılmaktadır.
Horlayan kişilere tavsiye edilen, bu durumdan utanmamaları ve tedavi yolunda adım atmalarıdır. Nefes durmaları başlayıp da ciddi sağlık problemlerinin ilk bulguları ortaya çıkmış kişiler hastalık daha da ilerlemeden hemen bir kulak burun boğaz muayenesinden geçmelidirler.

SVO HASTALIĞI ÇESİTLERİ VE TEDAVİSİ


 Serebrovasküler hastalık için strok ya da Appoplexy terimleri de kullanılmaktadır Beyin kan akımıyla doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkili ani ortaya çıkan fokal nörolojik bozukluklardır CVA kilinikte
üç şekilde görülmektedir

a Tromboz
b Emboli
c Kanama

a Tromboz

Ateroskleroz nedeniyle arter lümeninin daralması söz konusudur

Etiyoloji

Diyabet
Hipertansiyon
Arterioskleroz
Temporal arteritis
Periarteritis nodosa
Sistemik lupus eritematozus gibi kollagen doku hastalıkları
Orak hücreli anemi
Trombositopeni

Tromboz Belirtileri ve Bulgular

Hastanın zaman zaman el, kol ve bacağında gelip geçici uyuşma­lar,
Hemipleji, Afazi, Hemianopsi
Vertebral baziller yetmezlikte tabloya baş dönmesi, denge bozuk­luğu, beyin sapının hastalandığını gösteren bulgular, parazi, parali-zi ve kafa çiftlerine ilişkin bulgular ortaya çıkar

Tanı
Serebral anjiografi ile kesin tanı konur Yaşlılarda damar bütünlü­ğü bozulduğu için gençlere göre daha sakıncalıdır Bilgisayarlı tomografi ile nekrotik alanları tespit etmek mümkün­dür
BOS basıncı 200 mm H2O üzerindedir BOS proteinleri yükselmiştir Serum kolesterolü ve trigliseridler yükselmiştir

Tromboz Tedavisi ve Hemşirelik Bakımı

Trombüs ana bir arterde ve taze ise embolektomi yapılır Gelip geçici iskemik atakları önlemek ve strokun gelişimini gecik­tirmek için antikoagülan tedavi uygulanır Ancak antikoagülan teda­vi sosyal kontrendikasyonu olan ilaç grubudur Bu nedenle protrom- bin zamanına baktıramayacak hastalara hastane dışında uygulan­maması gerekir
Serebral vazodilatör ilaçların verilip verilmeyeceği konusu tartış­malıdır Buna karşın geçici iskemik ataklara neden olmaktadır Bu­nun için kullanımı tartışmalıdır
Hasta ve ailesinin hastalık, tedavi ve beslenme konularında eğitil­mesi son derece önemlidir Az kolesterollü diyet, düzenli kontroller ve önemi, gelişebilecek komplikasyonların belirtileri yer almalıdır Aspirin-persantin kombinasyonu trombositlerin çökmesini önler Hastada tam tıkanma gelişmişse bilinçsiz hasta bakımı uygulanır

b Emboli

Serebral damarlardan birinin pıhtı, tümör, yağ, bakteri veya hava ile tıkanmasıdır

Etiyoloji

Ekstrasistoller, enfarktüs, subakut endokardit, atrial fibrilasyon ve
romatizmal kalp hastalıkları,
Kırıklara bağlı yağ embolileri,
Kalp ameliyatlarından sonra pıhtı veya hava embolisi,
Tümör embolisi olabilir

Emboli Belirtileri ve Bulgular

Hemipleji, Hemiparezi,
Hemianopsi,
Ani bilinç kaybı gibi değişik derecelerde nörolojik belirtiler görülür

Tanı

BT veya anjiyografi emboli tanısında kullanılan yöntemlerdir Hemoraji gelişmiş ise BOS kanlı olabilir Septik embolilerde BOS da lökosit sayısı yükselir

Emboli Tedavisi ve Hemşirelik Bakımı

Tedavi olarak acil antikagülasyona başlanır, Tedavinin yan etkileri izlenir Bilinçsiz hasta bakımı uygulanır Emboliye neden olan faktör tedavi edilir
Sekel kalmışsa rehabilitasyon uygulanır Rehabilitasyonun dört te­mel amacı vardır Bunlar;
1 Akut devredeki komplikasyonları önlemek,
2 Deformiteleri düzeltmek,
3 Hastanın maksimum bağımsızlığını kazanmasını sağlamak,
4 Sosyal ve fiziksel uyumu sağlamaktır
Koruyucu olarak aspirin-persantin kombinasyonu uygulanabilir
Trombositlerin bir araya toplanarak çökmesini (agregasyonunu)
engeller

c Kanamalar

Serebral damarların rüptürü sonucunda gelişir

Etiyoloji

Anevrizma, hipertansiyon, diyabet, travma, kollajen doku hastalığı

Kanama Tipleri

1İntraserebral kanama-beyin içine olur Genellikle hipertansif ve arteriosklerotik yaşlılarda görülür Hastada yüz kırmızıdır, hırıltılı solunum vardır, hasta koma halindedir Baş ve gözler kanama olan hemisfer tarafına doğru çevrilmiştir
2 Subaraknoid kanama; Subaraknoid mesafeye olur, genellikle genç ve orta yaşlılarda görülür En sık nedeni anevrizmadır, şiddetli baş ağrısı, irritabilite, tüfek tetiği manzarası, kusma ve çift görme vardır
3 Epidural kanama; Duramater ile kemik arasındaki kanamadır Genellikle kafa travmasından sonra gelişir Göz dibinde staz, kanama görülür Tentoryal herniasyon gelişebilir
4 Subdural Hematom; Subdural hematomda kan dura ile araknoid arasında toplanır, epidural kanama hızlı ilerlersubdural kanama ise daha yavaş ilerler

Belirtiler
Epidural hematom belirtileri gibidir, ancak daha yavaş ilerler

Tanı
Anjiyografi ile kesin tanı konur; ayrıca tomografi, sintigrafi de yapıla­bilir

Kanamalarda Tedavi ve Bakım

Anevrizma kanamaları dışında kanamaların özel bir tedavisi yoktur Serebral kanamalarda stres ülserleri ve buna ilişkin akut mide ka­namaları oldukça sık görülür Hemşire, ülser ve kanama belirtilerini gözlemeli,
Serebral kanaması olan hastalarda antikoagülanlar kontrendikedir, aspirin kullanılmaması gerekir
CVA nedeni ne olursa olsun hastada KİBAS gelişebilir, hastanın Kİ-BAS yönünden de izlenmesi ve bakımının buna göre planlaması ge­rekir
CVA'da kafa için basıncını artırmamak için gereksiz aşırı hareketler engellenir ve boyun çevresinde sıkan giysiler varsa gevşetilir CVA'da hastaya bilinçsiz hasta bakımı aynen uygulanır Pozisyon değişikliği her iki saatte bir yapılması ancak hemiplejik tarafa 2C da­kikadan uzun süre yatırılmaması gerekir
Bilinçsiz hastaya uygulanan her işlemin mutlaka anlatılması ve sü­rekli hastayla iletişim içinde olunması gerekir